Azerbaycanlı analist Rizvan Hüseynov, POISTINE YouTube kanalında sunucu Ruslan Aysin’e verdiği röportajda Ortadoğu’dan Güney Kafkasya’ya uzanan değişen güvenlik dinamiklerine dair kapsamlı bir çerçeve sundu; Katar krizi, Türk askeri tatbikatları, Zengezur koridoru ve Rusya’nın bölgede yürüttüğü iddia edilen “hibrit” operasyonlara değindi.
Hüseynov, Doha’daki saldırı haberini, asıl etkisinin olaydan çok sonuçlarla ölçüleceği daha geniş bir mücadelenin parçası olarak değerlendirdi. Türkiye ve Mısır’ın İİT – Arap Ligi formatında belirleyici olacağını, Katar’ın ise Arap koordinasyonunun “lokomotifi” rolünü üstlenmesi gerektiğini savundu. Türk istihbaratının saldırıdan kısa süre önce Doha’yı uyardığını ve kilit Hamas figürlerinin mekândan ayrıldığını iddia etti. Askeri işbirliği konusunda Azerbaycan, Türkiye, Kazakistan, Özbekistan ve Katar’ın katıldığı “Sonsuz Kardeşlik” tatbikatlarını, Doğu Akdeniz, Kızıldeniz veya Basra Körfezi’ne kadar uzanabilecek daha geniş bir koordinasyonun provası olarak nitelendirdi. Hatta spekülasyon olarak Kazakistan’ın bir gün Golan Tepeleri’nde tarafsız barış gücü sağlayabileceğini öne sürdü.
Güney Asya dinamiklerine değinen Hüseynov, İslam dünyasının ilan edilmiş tek nükleer gücü olan Pakistan’ı, daha geniş Türk – İslam güvenlik mimarisinin “derin cephesi” olarak tanımladı, ancak İslamabad’ın hâlâ Güney ve Batı Asya’yı birbirine bağlayan daha net bir stratejik projeye ihtiyaç duyduğunu kaydetti.
Bağlantılar konusunda Hüseynov, ABD tarafının Zengezur koridorunun Ermenistan bölümüne 145 milyon dolarlık bir kredi hattı planladığını, sınır ötesi demiryolu ve kara bağlantılarının 2026 sonu – 2027’ye kadar faaliyete geçebileceğini söyledi. Rotayı Hazar limanlarından Karabağ – Zengezur – Nahçıvan üzerinden Kars’a ve oradan Karadeniz kıyısındaki Trabzon’a uzanan bir hat olarak tanımladı.
Hüseynov, Rusya’nın Azerbaycan, Kazakistan ve Ermenistan’a karşı etnik ve dini ayrılıkları körüklemeyi amaçlayan bot çiftlikleri ve nüfuz operasyonlarıyla hibrit bir kampanya yürüttüğünü ileri sürdü. Şüphelinin el bombası atıp ateş açtığı iddia edilen Hankendi olayında da olası bir Rus “izi” olabileceğini, zamanlamanın Azerbaycan – Ermenistan temasları ve Türkiye – Ermenistan normalleşmesine yönelik adımların ardından süreci raydan çıkarmayı hedeflediğini savundu.
Ayrıca 15 Eylül’de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Türkiye Genelkurmay Başkanı’nın Şuşa/Hankendi’deki buluşmasına sembolik anlam yükledi; bunu Şuşa Bildirgesi’ne ve 1918’de Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’yü kurtarışına bağladı – bunun müttefik caydırıcılığı mesajı olduğunu söyledi.
İsrail konusunda Hüseynov, Benyamin Netanyahu’nun “Ermeni soykırımı”nın Knesset’te tanınmasını gündeme getiren açıklamalarını eleştirdi; bu tür adımların bölünmeleri derinleştirdiğini ve Azerbaycan’ı Türkiye ile daha da sıkı hizalayacağını söyledi. Polonya ve Romanya üzerinde yaşanan hava sahası olaylarına değinirken, bunların Avrupa’nın yeniden silahlanmasını hızlandırmaya hizmet ettiğini ve NATO yapılarıyla birlikte daha bütünlüklü bir Doğu Avrupa savunma çekirdeğinin ortaya çıkmasını teşvik edebileceğini savundu.
İleriye dönük olarak, Bakü’de yapılacak Türk Zirvesi’nde Rusya’daki Türk halklarının durumunun tartışılacağını öngören Hüseynov, Moskova Azerbaycan’ın içişlerine karışırsa, Bakü’nün Rusya’daki azınlık haklarını açıkça tartışabileceğini, bugünkü gündemi 1926 Bakü Türkoloji Kongresi’nin mirasına bağlayarak söyledi.


