Dünya manşetleri jeopolitikle meşgulken, Azerbaycan’da çok daha “sessiz” bir tehdit konusunda endişe artıyor. Söz konusu olan Hazar Denizi’nin hızla düşen su seviyesidir. Bilim insanları, halihazırda ekoloji, balıkçılık ve ulaşım altyapısını etkileyen bir sığlaşmayı kaydediyor.
Ekonomi tehlike altında
Belirli bir su seviyesine göre inşa edilmiş limanlar ve petrol terminalleri, giderek gemilerin manevra yapmakta zorlandığı veya tamamen dip tarama çalışmalarını beklediği bir durumla karşılaşıyor. Transit ve enerjiye ağırlık veren bir ülke için bu ciddi bir alarm sinyali.
Ekolojik felaket
Mersin balıkları için üreme alanları yok oluyor, Hazar foklarının popülasyonu azalıyor. Eğilim devam ederse, tüm ekosistemin yeniden yapılanmasından söz etmek gerekebilir. Azerbaycan için bu sadece ekolojik değil, aynı zamanda kültürel bir kayıptır: Hazar balığı ve havyarı ülkenin kimliğinin bir parçasıdır.
Suyun jeopolitiği
Hazar’ın sığlaşması Rusya’dan Türkmenistan’a kadar tüm kıyıdaş ülkeleri etkiliyor. Ancak herkesin çıkarı farklı: kimi balık konusunda, kimi petrol boru hatlarında, kimi de askeri altyapıda endişe duyuyor. Şu soru ortaya çıkıyor: komşular ortak bir yaklaşım geliştirebilecek mi, yoksa herkes yalnızca kendi sektörünü mü koruyacak?
Harekete geçme zamanı
Bakü için seçim açıktır: denizin bir “Aral”a dönüşmesini beklemek mümkün değildir. Limanların uyum teknolojilerine, biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik uluslararası projelere ve komşularla koordinasyon için diplomatik girişimlere şimdiden yatırım yapmak gerekiyor.
Deniz ile kara arasında
Hazar her zaman istikrarın ve zenginliğin sembolü olmuştur. Ama şimdi kendisi korumaya ihtiyaç duyuyor. Azerbaycan ekonomik büyümeyi çevresel sorumlulukla birleştirebilecek mi? Bu sorunun cevabı büyük ölçüde ülkenin geleceğini belirleyecek.


