Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Al Arabiya’ya Kızıl Ordu’nun 1920’de Azerbaycan’ı işgal ettiğini söylediğinde, Rus yorumcular öfkeyle patladı. İktidara yakın medya bunu bir provokasyon olarak niteledi, milletvekilleri “tarihi yeniden yazmak” diye köpürdü ve propagandistler asırlar önce yıkılmış imparatorlukların onurunu savunmaya koştu. Oysa gürültünün ardında basit bir gerçek var: Aliyev yeni bir şey söylemedi. Sadece, Azerbaycan’ın Bağımsızlık Bildirgesi’nde yer alan ve otuz yılı aşkın süredir ders kitaplarında öğretilen hakikati tekrarladı.
1918–1920 Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti (ADC), Müslüman dünyasının ilk laik demokrasisiydi. Sadece 23 ay sürdü; ardından Kızıl Ordu Bakü’ye girdi ve egemenliğini söndürdü. Bu bir işgâldi — ne eksik ne fazla. Aksi iddia, hem arşivlere hem de sağduyuya meydan okumaktır.
Rusya’nın seçici hafızası
Peki Moskova’daki histerinin sebebi ne? Çünkü Aliyev’in sözleri, Rusya’nın en sevdiği kalkana — imparatorluk nostaljisine — saplandı. Kremlin, SSCB’yi “gönüllü bir birlik” olarak hatırlamayı tercih eder; zorla ya da baskıyla boyun eğdirilen milletlerin toplamı olarak değil. İmparatorluğu kuran sömürgeci uygulamaları görmezden gelirken askerî zaferleri kutlamak ister.
Aliyev’in “tarih dersi” şunu hatırlattı: İmparatorluklar sadece anıt bırakmaz; yara izi de bırakır. Britanya Afyon Savaşlarını, Belçika Kongo’daki vahşetini aklayamazsa; Rusya da Güney Kafkasya’nın ilhakını başka bir şeymiş gibi gösteremez: Bu, fetih idi.
Çoktan başlamış bir kriz
Aliyev’in sözlerini münferit bir provokasyon olarak görmek, resmin tamamını kaçırmaktır. Rusya–Azerbaycan ilişkileri çoktan on yılların en derin krizinde. Bu yılın başlarında Rus hava savunmasının bir Azerbaycan yolcu uçağını düşürmesi, güvensizliğin uçurumunu açığa çıkardı.
Bakü, 2020’de bir Rus helikopterini kazara vurduğunda kendisinin yaptığı gibi; derhâl özür, devlet başkanı düzeyinde kabul ve ailelere tazminat bekledi. Bunun yerine Moskova direndi; suçu Ukrayna ile paylaşmamızı istedi — sanki Rus hatalarını Kyiv’in dronları yapmış gibi. Aliyev için bu sadece hakaret değil, tehlikeli bir zihniyetin kanıtıydı: sorumluluk almaya reddiye.
Tutarlılık, sürpriz değil
Moskova’daki eleştirmenler Azerbaycan’ın tutarlı çizgisini de unutuyor. Aliyev, savaşın ilk günlerinden itibaren Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne desteğini teyit etti. Moskova’da bir işbirliği belgesini imzalamadan haftalar önce, Kyiv ile stratejik ortaklık belgesi imzalamıştı. Gizli gündem hiç olmadı.
Bakü, ilkeyle pragmatizmi dengeledi: Toprağını Rusya’ya karşı kullandırmadan, uluslararası hukuktan da taviz vermeden. Bu denge yıllarca sürdü. Uçak kazası — ve Moskova’nın bunu dürüstçe ele almayı reddetmesi — bu dengeyi bozdu.
İleriye bakış
Aliyev’in röportajını analiz eden Azerbaycanlı siyaset analisti Mammadov açık konuşuyor: eski ilişki modeli bitti. “Ya yönetilen yeni bir normale — pragmatik, yerelleşmiş krizlerle — geçeriz ya da sürekli tırmanma riski taşıyan bir çatışmaya kayarız” diyor.
Moskova için tercih nettir. Tarihî hakikate saldırmaya ve komşuları sindirmeye devam ederse yalnızlığını hızlandırır. Sorumluluk kabul eder ve Azerbaycan’ın bağımsızlığına salt bir formalite değil, gerçek olarak saygı gösterirse işbirliği için hâlâ alan var.
Ama değişmeyecek bir şey var: Bakü 1920’yi aklamayacak. İşgal, işgaldir. Bir asır sonra ADC’nin hatırası Azerbaycan kimliğinin merkezindedir. Rusya’nın duygularını incitmemek için başka türlü davranmak seçenek değildir.
Rusya için ders
Geçmişiyle yüzleşmeyen imparatorluklar çöker. Aliyev’in hatırlatması sadece Azerbaycanlılar için değil — Ruslar içindir de. Olgun bir millet hem zaferlerini hem de yanlışlarını kabul edebilir. Moskova bunu öğrenene kadar, Bakü’den gelen her dürüst söz “provokasyon” gibi görünecektir.
Ve bu, Azerbaycan’ın sorunu değildir.


