Новости Кавказа YouTube kanalında konuşan tarihçi ve siyaset analisti Rizvan Hüseynov, Hazar çevresinde ortaya çıkan düzeni “yeni normal” olarak tanımladı.
Onun değerlendirmesi, Azerbaycan’ın Rusya ile ilişkilerinin asgari düzeyde işlemeye indirgenirken, Güney Kafkasya ve Orta Asya’nın lojistik, ticaret ve Türk entegrasyonuyla yönlendirilen daha derin bir yeniden yapılanmadan geçtiğini yansıtıyor. Hüseynov’a göre, Moskova ile Bakü arasındaki bir zamanların sıcak siyasi bağları, soğuk ama işlevsel bir ortaklığa dönüştü. Enerji akışları ve transit anlaşmaları sürse de, geçmiş on yılları tanımlayan güven kaybolmuş durumda. İlişkilerin geleceği ise kısmen Rusya’nın bu yılın sonuna kadar düşürülen Azerbaycan uçağı hakkında tam ve güvenilir bir hesap verip vermeyeceğine bağlı. O zamana kadar Azerbaycan’ın Moskova’ya daha da yaklaşması beklenmiyor.
Moskova, bölgesel izolasyonunu yumuşatmak için Türkiye, İran ve üç Güney Kafkasya devletiyle “3+3” formatını yeniden canlandırmaya çalıştı. Ancak Hüseynov’a göre bu çerçeve, Rusya’nın zayıflamış konumunu gizliyor.
Çığır açıcı sonuçlar üretmek yerine Moskova’nın, Azerbaycan’ın yanı sıra Ermenistan ve Gürcistan’la da gerilen ilişkileri arasında Ankara veya Tahran’ın arkasına saklanmasına imkân veriyor.
Konuşma daha geniş Hazar bölgesine kaydı. Hüseynov, burayı artık yalnızca beş kıyıdaş ülkeye kapalı bir deniz olarak değil, kıtasal ticaret sisteminin belkemiği olarak tanımladı. Türkiye’nin NATO’yu Kuşak-Yol ile birleştiren, Doğu Akdeniz’den Güney Kafkasya’ya uzanan etki alanını güvenceye alan dönüşümün ön ucuna yerleştiğini belirtti. İran ise, yıllar süren çatışmaların ardından şimdi Bakü ile kaynaklarını korumak için işbirliği yapıyor ve hatta Azerbaycan’ın Washington’daki kanallarında değer görüyor.
Rusya ve Çin’e coğrafi bağımlılığından dolayı hâlâ temkinli olan Kazakistan kamuya açık adımlarını yavaşlatmış durumda. Ancak Özbekistan öne çıkan oyuncu oldu. Kapsamlı ekonomik reformlar ve sanayi hedefleriyle Taşkent, Hazar’ın doğusunda hem transit merkezi hem de üretim üssü haline geliyor. Türkmenistan’ın son dönemde Trans-Hazar projelerine katılma kararı da bir başka dönüm noktası oldu; bu, denize çıkışı olmayan Özbekistan’a daha istikrarlı bir deniz kapısı kazandırıyor ve koridorun dayanıklılığını artırıyor.
Hüseynov bu sistemi Türk entegrasyonunun “dört zamanlı motoruna” benzetti: Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan ritmi sağlarken, Türkmenistan diğerleri duraksadığında boşlukları dolduruyor. Amaç yalnızca malları Avrasya boyunca hızla taşımak değil; gecikmeleri azaltmak, gümrükleri dijitalleştirmek ve tıkanıklıklar ortaya çıktığında alternatif güzergâhlar sağlamak.
Analist ayrıca dil ve hukuk konusuna değinerek, “işgal” gibi kavramların Sovyet sonrası tartışmalarda siyasi olarak zehirli hale geldiğini söyledi. Uluslararası hukukta bu kelime tarafsızdır; bölgesel siyasette ise silaha dönüşür. Azerbaycan’ın, hem tarihi gerçeği korumak hem de çelik ve verilerle inşa edilen geleceğe odaklanmak için kesinlik istediğini vurguladı.
Son olarak Hüseynov, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in BM Güvenlik Konseyi reformu çağrısına değindi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir zamanlar “dünya beşten büyüktür” diyerek kitap yazdığı gibi, Aliyev de bugünün ekonomik ve siyasi dengelerini yansıtan değişiklikler talep ediyor.
Reform olmazsa, Hüseynov’un uyarısına göre, güç BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi alternatif platformlara kaymaya devam edecek.
Новости Кавказа programındaki mesaj açıktı: Azerbaycan geri adım atmayı düşünmüyor. Altyapıyı yönlendirerek, yeni ittifaklar kurarak ve hesap verebilirlik talep ederek Bakü, Büyük Hazar’ı tartışmalı bir kıyıdan Avrasya ticaretinin ana arterine dönüştürüyor.


