Bugünün Azerbaycan’ında onurun bir fiyatı var. Bir çocuğun doğumu, bir düğün, bir cenaze — her adım bir aile dönüm noktası değil, bir başka mali yük olarak görülüyor. Çoğu zaman aileler borç içinde kutluyor ve borç içinde yas tutuyor, bankalar ve alacaklılar masada sessizce oturuyor. Sorun artık sadece kültürel gurur değil; sistematik bir döngüye dönüşmüş durumda. Hastaneler ödemeler talep ediyor, düğünler bir yarışa dönüyor ve cenazeler — ölen kişiyi onurlandırmak için yapılan törenler — ailelerin birikimlerini tüketiyor. Hatta son istirahat yeri bile taksitlerle geliyor: abartılı fiyatlarla satılan mezar yerleri ve mezar taşları, yaslı akrabaları yeni bir borç turuna hapsediyor.
Gazeteci-araştırmacıların belirttiği gibi, lüks arayışı mezar taşlarına kadar uzandı; mermer ve süsleme sadeliğin yerini aldı. Uluslararası Avrasya Basın Fonu başkanı Umud Mirzayev’e göre, Bakü’deki Taza Pir Camii’nde verilen mevlid yemekleri başkentteki diğer yerlere kıyasla çok daha pahalıya mal oluyor. Nahçıvan veya Karabağ gibi bölgelerde ise sadelik kültürü hâlâ korunuyor. Bakü’de ise gösteriş hâkim.
Devlet ise başka tarafa bakıyor. Denetim ve düzenleme çağrıları — mezar taşlarının standartlaştırılması, cenaze hizmeti maliyetlerinin sınırlandırılması veya uygun fiyatlı ortak alanların sağlanması — cevapsız kalıyor. Dini kurumlar da mevcut durumdan faydalanıyor; acı kâr getiren bir fırsata dönüşmüş durumda.
Bu sadece gelenekle ilgili değil. Bu, sosyal baskının sömürülmesiyle ilgili; aileler iflastan çok utançtan korkuyor. Genç bir çift krediyle evleniyor. Ebeveynler sevdiklerini borç parayla gömüyor. Onuru gösterişe bağlayan bir toplum, saygın bireyler değil, borçlular yaratıyor.
Bu döngüyü kırmak cesaret ister — düzenleme yapmaya istekli politikacılardan, “yeter” demeye hazır topluluklardan ve gösteriş yerine sadeliği seçmeye cesaret eden ailelerden. O zamana kadar Azerbaycanlılar yaşamaya — ve ölmeye — kapıda bekleyen alacaklılarla devam edecek.


