Tahran, 23 Ağustos 2025 — İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani, Tahran’ın Azerbaycan’ın İsrail ile 12 günlük savaşa katıldığına dair hiçbir kanıtı olmadığını kabul ettiğinde, bu yalnızca diplomatik bir açıklama değildi. Bu, zayıflığın itirafıydı.
Haftalar boyunca İranlı yetkililer ve medya, fısıltılarla suçlamalarda bulunuyordu: Bakü topraklarını kullandırmış, İsrail’in insansız hava araçları ya da üsleri Azerbaycan’dan harekâtı desteklemişti. Fakat kanıt istendiğinde Laricani’nin elinde hiçbir şey yoktu. Bunun yerine boş komplimanlara yöneldi: “Azerbaycan Müslüman bir komşu, kültürel olarak yakın, bizim dostumuz.”
Bu geri adım çok şey anlatıyor. İran sadece Azerbaycan’dan değil — Azerbaycan’ın müttefiklerinden korkuyor.
Bugün Bakü yalnız değil. Güçlü bir üçgenin merkezinde yer alıyor:
-
Türkiye, NATO’nun ikinci büyük ordusu, savunma alanında derin entegrasyona ve “iki devlet, tek millet” bağına sahip.
-
Pakistan, nükleer silaha sahip ve Azerbaycan’ın egemenliğini açıkça destekleyen bir ülke.
-
İsrail, İran’ın yeminli düşmanı ama aynı zamanda Azerbaycan’ın stratejik savunma ve teknoloji ortağı.
Tahran için Azerbaycan’a doğrudan saldırmak, bu bloğa meydan okumak demek olurdu. İşte bu yüzden Laricani, çatışma yerine birdenbire “dostluk” ifadelerine sığındı.
Bu, güç dilinden çok korkunun retoriğidir. İran biliyor ki yanlış bir adım, Güney Kafkasya’yı bir jeopolitik tuzağa çevirebilir — Türk hava gücü, Pakistan caydırıcılığı ve İsrail teknolojisinin Bakü ile birleştiği bir tuzak.
Ayrıca İran’ın bu geri çekilişinin Moskova’nın Kafkasya’daki etkisini kaybettiği döneme denk gelmesi tesadüf değil. Rusya’nın zayıflayan hakimiyeti İran’ı açıkta bırakırken, Azerbaycan Washington, Ankara ve ötesinde nüfuzunu genişletti.
İroni açıktır: Tahran başkalarını “dış müdahale” ile suçluyor, ancak kendi paranoyası gerçeği ortaya koyuyor — Azerbaycan ile doğrudan çatışmayı göze alamıyor. Bakü’nün ittifaklarının varlığı bile herhangi bir silahtan daha güçlü bir caydırıcıya dönüştü.
Sonunda Laricani’nin açıklaması, gerçeklerden çok hayatta kalma meselesiydi. İran yüksek sesle konuşabilir, fakat yüzleştiğinde iltifatlara sığınır. Çünkü bir devlet, çevresinde kendi seçtiği düşmanlar değil, komşusunun müttefikleri olduğunu fark ettiğinde böyle davranır.


