Barda bölgesinde 25 yaşındaki bir lise öğretmeni evlilik amacıyla kaçırıldı. Genç kadın zorla götürüldü, “gönüllü kaçış” hakkında bir video çekmeye zorlandı ve utançla tehdit edildi.
Polis onu buldu ve ailesine teslim etti, iki erkek ise tutuklandı. Gence mahkemesi her ikisini de suçlu buldu ve sekiz yıl hapis cezasına çarptırdı. Fakat kararın açıklanmasından bir dakika sonra her şeyi yok eden bir cümle duyuldu: “Cezayı erteliyoruz. Sanıkları salıverin.”
Böylece bir kadın – bir öğretmen, bir insan – kaçırma, şiddet ve ahlaki aşağılanma karşısında yalnızca alaycı bir “adalet” gördü.
Kanun anlamını yitirdiğinde
“İnsani faktör”, “pişmanlık”, “gelenekler” hakkında ne kadar konuşulursa konuşulsun, bazı şeyler hafifletilemez. Bir kadını kaçırmak – bu bir suçtur, yanlış anlama değil. Bu şiddettir, “aşk” değil. Bu psikolojik işkencedir, “gençlik hatası” değil.
Mahkeme hapishane yerine ertelenmiş ceza verdiğinde topluma korkunç bir mesaj gönderiyor: Kadın insan değil, istenildiği gibi davranılabilecek bir nesnedir.
Yarın biri “ben de seviyorum” diyerek başka bir kızı kaçırırsa, bilecek ki en fazla alacağı ceza ertelenecek.
Sessiz kalan devlet – suç ortağıdır
Adalet Bakanlığı sessiz. Savcılık yorum yapmıyor. Hiçbir resmi kurum, bu tür kararların mahkemelere olan güveni sarstığını söylemiyor.
Asıl korkunç olan bu sessizliktir. Bu, “cinsiyet eşitliği” ve “modernleşme” söylemleri yapılan bir ülkede kadının hâlâ korunmadığı anlamına gelir.
Bu artık hukukun değil, vicdanın meselesidir.
Ne inşa ediyoruz: modern bir devlet mi, yoksa “gelenek”in yasadan, “aşk”ın şiddetten üstün olduğu bir toplum mu?
İnsaniyetin sınırları nerede
Mahkeme “merhamet göstermek” istediyse bile, bu merhamet seçiciydi. Ne mağdur için, ne kırılmış bir genç kadın için, ne de ailesi içindi. Bu merhamet, aşkın kaçırmayla kanıtlanabileceğini düşünenler içindi.
Mahkeme psikolog, kültür bilimci ya da arabulucu ihtiyar heyeti değildir. Mahkeme, mahkeme olmalıdır.
Toplum, uyan
Bugün bir öğretmen kaçırıldı. Yarın bir öğrenci. Ertesi gün birinin kızı.
Ve biz bunu “gelenek” veya “talihsiz bir aşk hikâyesi” diye adlandırdığımız sürece, hepimiz bu suçun bir parçası oluyoruz.
Azerbaycan’ın şiddet için ertelenmiş cezalara değil, şiddetin asla mümkün olmayacağı koşullara ihtiyacı var.


