Tarihî anlaşmazlıklar ve karşılıklı suçlamalar kamu gündemini doldururken Ermenistan ve Azerbaycan halkları normalleşmenin somut sonuçlarını bekliyor. İki bölge uzmanı, doğrudan diyaloğun sürdürülmesi ve barışın faydalarını her iki toplumda görünür kılacak pratik adımlar atılması gerektiğini söyledi.
Erivan Basın Kulübünün onursal başkanı Boris Navasardyan ile Kafkasya Siyasi Analiz Merkezinin direktörü Ahmet Alili, konuyu bir Press Clubs TV yayınında değerlendirdi.
Her iki uzman da sivil toplum ve uzman temaslarının gerilim dönemlerinde bile korunması gerektiğini, ancak bu görüşmelerin devlet düzeyindeki kararların yerini alamayacağını vurguladı.
Tarih tartışmaları somut ilerlemenin bıraktığı boşluğu dolduruyor
Navasardyan, kültürel ve tarihî miras tartışmalarının yeniden öne çıkmasını, barış sürecindeki ilerlemelerin ardından toplumların beklediği pratik sonuçların henüz ortaya çıkmamasına bağladı.
Olumlu değişikliklerin neredeyse her hafta yaşanacağı yönünde beklenti oluştuğunu, bu gerçekleşmeyince de tarafların birbirinden çok uzak olduğu konuların yeniden gündemin merkezine yerleştiğini söyledi.
Böylece somut ilerleme eksikliği tarih tartışmalarını büyütüyor, bu tartışmaların yarattığı bilgi gürültüsü de pratik konularda uzlaşmayı zorlaştırıyor.
Navasardyan’a göre öncelik, sınırların belirlenmesi, ulaşım bağlantılarının açılması ve ekonomik işbirliği gibi insanların güvenliğini, istihdamını ve günlük yaşamını doğrudan etkileyen konulara verilmelidir.
Tarih ve kültürel miras anlaşmazlıklarının ciddi akademik çalışmalarla, tercihen ortak araştırmalarla ele alınması gerektiğini belirtti. Bu meseleleri siyasi polemikle çözmeye çalışmanın yalnızca gerilimi artıracağını söyledi.
Alili de tarihî anlaşmazlıkların siyasallaştırılmasına karşı çıktı. Farklı tarih yorumlarının başka alanlardaki çalışmaları engellemesini önleyecek uzman işbirliği modelleri geliştirilmesini istedi.
Sivil diyalog resmî ilişkilerden etkileniyor
Alili, Ermeni ve Azerbaycanlı uzmanların doğrudan görüşmelerinin tarafların birbirinin tutumunu anlamasına ve anlaşmazlıkları aracısız biçimde açıklamasına yardım ettiğini söyledi.
Bununla birlikte, resmî kurumların desteklediği platformların ülkeler arasındaki ilişkilerin genel durumundan kaçamayacağını belirtti. Liderler arasındaki gerilimlerin sivil toplum temaslarını da etkilediğini kaydetti.
Bu nedenle hedef yalnızca daha fazla toplantı düzenlemek değil, kriz sırasında da diyaloğun devam edebileceği koşulları oluşturmaktır.
Navasardyan, bu konuları yakın zamanda Alili’nin yanı sıra İngiliz ve Avrupa Birliği diplomatik ve uzman çevrelerinin temsilcileriyle görüştüğünü söyledi.
Barış sürecine katılanların son aylarda Ermenistan’da geniş toplum kesimleriyle onlarca toplantı yaptığını belirten Navasardyan, normalleşmenin imkânlarını ve gerçek zorluklarını anlatan bu çalışmaların sürdürülmesi gerektiğini ifade etti.
Ermeni medyası siyasi kutuplaşmayı yansıtıyor
Navasardyan, Ermeni medyasının tek bir merkezden talimat aldığı görüşünü reddetti. Ülkenin medya alanının derin siyasi kutuplaşmayı yansıttığını söyledi.
İktidara yakın yayınların normalleşmenin başarılarını öne çıkarıp tartışmalı konulardan kaçındığını, muhalif medyanın ise anlaşmazlıkları hükümeti ve dolayısıyla uzlaşma sürecini eleştirmek için kullandığını belirtti. Diğer medya kuruluşlarının profesyonel haber gündemine odaklandığını ve çatışmanın doğal olarak daha fazla ilgi çektiğini ekledi.
Bu farklı saiklerin güçlü duygusal tepki doğuran bir haber akışı yarattığını söyleyen Navasardyan, bu akışın tamamını Erivan’ın birleşik resmî tutumu olarak görmenin yanlış olacağını vurguladı.
Alili de Bakü, sınır bölgeleri ve diğer yerlerde yaşayan Azerbaycanlıların farklı beklenti ve kaygılara sahip olduğunu söyledi.
Bununla birlikte, Azerbaycan’da devlet yönetiminin kararlarına duyulan güvenin daha güçlü olduğunu savundu. Bunu son yıllardaki sonuçlara ve 1990’ların tecrübesinden sonra ulusal hedeflere ulaşmak için toplumsal birlik düşüncesinin önem kazanmasına bağladı.
Bölgenin ortak projelere ihtiyacı var
Alili, uluslararası ortakların Bakü-Erivan ilişkilerini giderek Orta Koridor ile Güney Kafkasya’nın Orta Asya bağlantılarını da içeren daha geniş bir bölgesel bütünleşme çerçevesinde değerlendirdiğini söyledi.
Bu yaklaşımın ikili sorunları çözmek için ek teşvik yarattığını, çünkü bölgesel istikrarın ulaşım yolları, yatırımlar ve ekonomik işbirliği açısından önemli olduğunu belirtti.
Alili’ye göre Güney Kafkasya’nın barış bölgesi olarak tanıtılması bazen somut projelerin uygulanmasından daha hızlı ilerliyor. Kamuoyuna açıklanan işbirliği hedeflerinin pratik sonuçlarla desteklenmesi için Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası, yani TRIPP dahil ortak girişimler üzerinde daha aktif çalışılması gerektiğini söyledi.
Sosyal medya nefreti de yayabiliyor
Alili, sosyal medyanın bir zamanlar Ermeniler ile Azerbaycanlılar arasında kitlesel iletişim kuracak ve doğrudan temas yoluyla kalıp yargıları yıkacak bir araç olarak görüldüğünü hatırlattı.
Ancak organize grupların aynı araçları nefret söylemini daha geniş biçimde yaymak için de kullandığını söyledi. Blog yazarları ile bilgi alanındaki diğer aktörlere “zarar vermeme” ilkesine dayalı sorumlu iletişim eğitimi verilmesini önerdi.
Navasardyan ise gerçek olaylarla manipülasyonu birbirinden ayırmanın hem ikili diyalog hem de her toplumun kendi iç tartışması için gerekli olduğunu belirtti. Barış görüşmelerinin değerini en ikna edici biçimde ancak insanların hayatındaki pratik değişikliklerin gösterebileceğini söyledi.
Kaynak: AZE.US


