Azerbaycan Milletvekili ve siyaset analisti Rasim Musabekov, hem Bakü’de hem de Erivan’da son parlamento adımlarının barış anlaşmasına paralel bir hareketi işaret ettiğini, ancak Ermenistan liderliğinin Rusya’ya bağımlılığı nedeniyle kısıtlı kaldığını söyledi.
Daily Europe Online’a konuşan Musabekov, Azerbaycan parlamentosunun Eylül ayı başında olağanüstü toplandığını ve “Başkan Trump’ın katılımıyla” gerçekleşen Washington görüşmelerinin sonuçlarını onayladığını belirtti. Buna bir barış anlaşmasının parafe edilmesi ve normalleşmenin sürdürülmesi yönünde bir deklarasyon da dahildi.
Ermenistan’ın yasama organının da süreci desteklediğini söyleyen Musabekov, Bakü’nün eş zamanlı olarak AGİT’te Minsk Grubu’nun “artık gerekli olmadığı” gerekçesiyle dağıtılması çağrısında bulunduğunu aktardı. Ermenistan iç siyasetine ilişkin olarak, Başbakan Nikol Paşinyan’ın Moskova ile açık hatları ekonomik ve altyapısal bağımlılık nedeniyle sürdürmek zorunda olduğunu – gaz tedariki, yedek parçalar, nükleer santral yakıtı ve telekomünikasyon örneklerini vererek – savundu.
Yine de, Paşinyan’ın barış yolunda ilerlemeye devam ettiğini söyleyen Musabekov, muhalefetin 1915 soykırımının inkârını suç saymayı amaçlayan girişimini boşa çıkardığını (ki bu, Musabekov’a göre, Türkiye ile normalleşmeyi baltalayacaktı) kaydetti.
Moskova ziyareti sonrası politika değişikliği belirtisi olmadığını ekledi: “Kopenhag’da Cumhurbaşkanı Aliyev ile görüştü; süreç ilerleyecek ve pro-Rus güçlere daha fazla alan açması olası değil.”
Kopenhag’daki Avrupa Siyasi Topluluğu toplantısına değinen Musabekov, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’nın Cumhurbaşkanı Macron’a kameralar önünde yaptığı, barış için “Arnavutluk ve Azerbaycan’ı” tebrik etme şakası – ki bu, Donald Trump’ın Ermenistan ile Arnavutluk’u karıştırdığı dil sürçmesine göndermeydi – için “başarısız” bir mizah girişimi yorumunu yaptı ve bunun Rama’nın saygınlığına katkıda bulunmadığını söyledi.
Moldova’ya dönen Musabekov, son parlamento seçimlerini “jeopolitik” olarak niteledi ve sonucun, Ukrayna savaşı sürerken uygulanabilir bir pro-Rus alternatifi bulunmadığını yansıttığını savundu.
Başkan Maia Sandu’nun eleştirmenlerinin bile mevcut koşullarda “pro-Avrupa bir çizgiye alternatifi olmadığını” anladığını söyledi. Moldova’nın AB fonlarına bağımlılığını, Azerbaycan’ın hem Rusya’dan hem Batı’dan bağımsız politika ısrarıyla karşılaştırdı.
Medya ve STK finansmanına yönelik çifte standartlar sorulduğunda Musabekov, yurtdışındaki aktörlere yönelik “şeffaf olmayan Rus finansmanı” ile açık ve yasal Batı desteği arasında ayrım yaptı. Azerbaycan’da özellikle Rusya’dan gelen dış finansmanlı siyasi faaliyetlere tolerans gösterilmeyeceğini vurguladı. Gürcistan’ın da Batı eleştirisine rağmen daha dengeli bir politika arayışında olduğunu söyledi.
Rusya–Ukrayna savaşı konusunda Musabekov, Başkan Vladimir Putin’in hedeflerinin Ukrayna’nın ötesine uzandığını ve “yeni bir Yalta”yı içerdiğini belirterek, Kiev’in direnişinin tüm post-Sovyet alan için kritik olduğuna dikkat çekti.
Seferberlik tarzı yönetimin, çatışma sırasında net ulusal hedeflere ulaşmada daha etkili olabileceğini – Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmesini örnek göstererek – savundu, ancak gerekli “liderlik türünün” koşullara göre değişebileceğini kabul etti.
Bazı ülkelerde görülen “kara listeler” ve “halkın düşmanları” sitelerine değinen Musabekov, Azerbaycan’ın böyle kaynaklara ihtiyacı olmadığını söyledi: “Eğer biri halkın düşmanıysa, savcılık harekete geçer; ya dava açılır ya da kişi ülkeyi terk eder.”
İnternetin Azerbaycan’da “özgür” olduğunu, geniş eleştiri alanı bulunduğunu ekledi ve devletin önceliğinin dış güçlerin – “kuzeyden, güneyden, batıdan veya doğudan” – iç sahneyi kendi oyun alanına çevirmesini engellemek olduğunu belirtti.
Son olarak Musabekov, siyasetin kaçınılmaz olarak hem memnun hem de memnuniyetsiz kesimler yarattığını, liderliğin ise bu yükü taşırken ülkeyi ileriye taşımakla ilgili olduğunu söyledi.


