AZE.US Yayın Kurulu
Türkiye ile İsrail arasında olası bir savaş, Azerbaycan’ı her iki tarafın baskısıyla karşı karşıya bırakacaktır.
Ankara, Bakü’den rakibine petrol sevkiyatını durdurmasını isteyebilir; yaptırımlar ya da tedarik kesintileri yaşanırsa ek hacimlerin Türkiye pazarına yönlendirilmesini de talep edebilir.
Azerbaycan ise aynı anda Türkiye ile ittifakını, İsrail ile stratejik ortaklığını ve kendi ihracat gelirlerini korumak zorunda kalacaktır.
Azerbaycan uzun yıllardır hem Türkiye hem de İsrail ile yakın ilişkiler sürdürüyor. Ankara ile Kudüs arasındaki anlaşmazlıklar bu dengeyi zorlaştırsa da bugüne kadar imkânsız hâle getirmedi.
Doğrudan bir savaş ise şartları değiştirir. Daha önce ticari sayılan kararlar, çatışan taraflardan birine destek olarak değerlendirilmeye başlanır.
Petrol ticareti, baskının en hızlı hissedileceği alan olacaktır.
Kpler verilerine göre Azerbaycan ham petrolü, Reuters’ın aktardığı üzere, 2025’te İsrail’in petrol ithalatının yüzde 46,4’ünü oluşturdu. Türkiye’nin Ceyhan Limanı’ndan yapılan sevkiyat günlük ortalama 94 bin varile ulaştı. Bu nedenle Azerbaycan, İsrail’in başlıca petrol tedarikçilerinden biridir.
Ham petrol Akdeniz’e Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı üzerinden ulaşıyor. Ortaya hassas bir düzen çıkıyor: Petrol Azerbaycan’a, alıcı İsrail’e, yükleme limanı ise Türkiye’ye ait.
Savaş çıkması hâlinde Ankara, rakibine yönelik sevkiyatın neden Türkiye toprakları üzerinden sürdüğünü kamuoyuna açıklamakta zorlanacaktır. Bu nedenle Türkiye’nin İsrail’e sevkiyatın durdurulmasını istemesi makul bir senaryodur.
Bakü üzerindeki baskı bununla da sınırlı kalmayabilir.
Yaptırımlar veya askerî riskler Türkiye’nin alımlarını aksatırsa Ankara, petrolün İsrail yerine Türkiye’ye gönderilmesinde ısrar edebilir.
Böyle bir talep hem ekonomik hem siyasi gerekçelere dayanır. Türkiye güvenilir tedarike ihtiyaç duyar ve müttefikinden destek bekler. İsrailli alıcılara sevkiyatın sürdürülmesi, Ankara’nın yanında durmayı reddetmek şeklinde sunulabilir.
Ancak Azerbaycan açısından petrolü başka yöne çevirmek, mutlaka bir pazarı eşdeğer başka bir pazarla değiştirmek anlamına gelmez.
Türk alıcılar piyasa fiyatı ve güvenilir ödeme sunarsa ek satışlar kârlı olabilir. Buna karşılık müttefik dayanışması indirimlere, ödemelerin ertelenmesine ya da ticari şartlardan bağımsız biçimde ham petrol sağlama taahhütlerine bağlanırsa tablo değişir.
Bakü bu durumda hem İsrailli bir müşteriyi kaybedebilir hem de Türkiye’ye satışların kârlılığını düşürebilir. Bir müttefike siyasi yardımın ölçülebilir bir maliyeti olur.
Azerbaycan ayrıca Ceyhan’dan geçen petrolün tamamını tek başına kontrol etmiyor. Tedarik zincirinde birden çok şirket yer alıyor; sözleşmeler ve kargo sahiplerinin hakları da yürürlükte. Bakü siyasi karar alsa bile akışların yönünü değiştirmek ticari ve teknik anlaşmalar gerektirir.
Bu durum Azerbaycan’ın hareket alanını daraltırken, Bakü’ye kararnameyle derhâl çözüm dayatılmasına direnmek için gerekçe de sağlar.
Bağımlılık karşılıklıdır: Bakü Türkiye ve İsrail’e ihtiyaç duyarken, her iki ülke de Bakü’ye ihtiyaç duyuyor.
İsrail, petrol tedarikinin önemli bir bölümünü ikame etmek zorunda kalacaktır. Bunu yapabilir; ancak savaş sırasında tedarik zincirini hızla yeniden kurmak zaman alır ve maliyetleri yükseltir.
Türkiye ise transit akışın, yatırımların ve enerji tesislerinin güvenilir biçimde çalışmasının sürmesinden yarar sağlıyor. SOCAR Türkiye’nin STAR Rafinerisi yılda 13 milyon ton ham petrol işleme kapasitesine sahip. Şirketin verilerine göre tesis, Türkiye’nin rafine petrol ürünü ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sini karşılıyor. Azerbaycan çıkarları üzerindeki baskı bu nedenle Türkiye ekonomisine de zarar verebilir.
Dolayısıyla Azerbaycan pazarlık gücünü koruyacaktır. Asıl soru, petrol ticareti kamuoyu önünde bir sadakat sınavına dönüşmeden önce Bakü’nün bu gücü kullanıp kullanamayacağıdır.
Yaptırımlar durumu karmaşıklaştırır; fakat etkileri önceden kesin biçimde belirlenemez. Savaşın başlaması Türkiye’ye otomatik olarak tam bir ekonomik abluka uygulanacağı anlamına gelmez. ABD ve Avrupa’nın tepkisi çatışmanın nasıl başladığına, çatışmaların boyutuna ve tarafların durmaya ne ölçüde istekli olduğuna bağlı olacaktır. AB yaptırımları üye devletlerin oybirliğiyle karar almasını gerektirir.
Bakü açısından esas belirleyici olan, olası kısıtlamaların içeriğidir. Tek tek yetkililere yönelik yaptırımlar ile bankacılık, rafinaj veya taşımacılık kısıtlamaları birbirinden çok farklı ticaret koşulları yaratır.
Doğrudan yasak olmasa bile işlemler pahalanabilir: Bankalar ödemeleri işlerken daha temkinli davranabilir, sigorta şirketleri primleri yükseltebilir ve taşıyıcılar ek risk için tazminat isteyebilir. Maliyetler artar ve ödeme zorlaşırsa yüksek küresel petrol fiyatları güçlü kârı garanti etmez.
Azerbaycan’ın Türkiye ile müttefiklik ilişkisi de hassasiyeti artırıyor. Şuşa Beyannamesi, ülkelerden biri tehdit veya saldırıyla karşılaşırsa istişare ve gerekli yardım öngörüyor. Yardımın hacmi ve biçimi acil görüşmelerle belirlenecektir. Bu nedenle petrol tedarikine ilişkin özel bir talebin ayrıca müzakere edilmesi gerekir.
Değerlendirmemize göre Bakü’nün ilk tepkisi ateşkes aramak, mevcut sözleşmeleri korumak ve petrol konusunda bir ültimatomu önlemek olacaktır. Bu politika kısa süreli bir çatışmada işe yarayabilir; savaş uzadıkça sürdürülmesi giderek zorlaşır.
Ankara dayanışma, İsrail güvenilir bir tedarikçi, ticari ortaklar ise sözleşmelere uyulmasını bekleyecektir. Bu beklentilerin hiçbiri görmezden gelinemez.
Bu nedenle Azerbaycan, olası tavizlerin sınırlarını önceden belirlemekte çıkar sahibidir. Türkiye’ye yardım, bu ülkenin ekonomisine açık uçlu bir sübvansiyona dönüşmemelidir. İsrail ile işbirliği de Ankara ile ittifakı yok etmenin gerekçesi olmamalıdır.
Bakü’nün temel görevi, kendi ticaretinin şartlarını belirleme hakkını korumaktır. Bu hak savaş baskısı altında teslim edilirse kayıplar çatışmadan daha uzun sürebilir: Petrol satılmaya devam eder, ancak fiyatı giderek başka ülkelerin siyasi talepleriyle şekillenir.
Kaynak: AZE.US

