AZE.US Yayın Kurulu
Donald Trump ile Şi Cinping’in 24 Eylül’de Beyaz Saray’da yaptığı görüşmeyi ya diplomatik bir dönüm noktası ya da çok az sonuç üreten gösterişli bir tören olarak tanımlamak cazip gelebilir. Ancak her iki hüküm için de henüz erken.
Washington ile Pekin temel anlaşmazlıklarını ortadan kaldırmadı. Buna karşın bu sorunları müzakere masasında yönetmeye hâlâ hazır olduklarını gösterdi. Dünyanın en büyük iki ekonomisinin aldığı kararların kendi sınırlarının çok ötesinde ticareti, teknolojiyi ve güvenliği şekillendirdiği bir dönemde bu bile önem taşıyor.
Görüşmenin en somut sonucu ekonomik mutabakat paketi oldu. Beyaz Saray’a göre iki hükümet, her iki yönde 30’ar milyar dolar değerindeki hassas olmayan ürünlere daha elverişli gümrük tarifeleri uygulanmasına yönelik tavsiyeleri onayladı. Ayrıca yapılandırılmış ticaret ve yatırım mekanizmaları oluşturuldu; nadir toprak elementleri ve diğer kritik minerallerin tedarik zincirlerine ilişkin görüşmeler sürdürüldü.
Çin Dışişleri Bakanlığı ise tarafların daha önceki ticaret düzenlemelerini uzatma ve tarife paketini uygulama konusunda anlaştığını açıkladı. Bu, kalıcı bir ekonomik barışın garantisi değil, yararlı bir nefes alma alanıdır. Gümrük tarifeleri, pazara erişim, teknoloji kontrolleri ve stratejik tedarik zincirleri üzerindeki anlaşmazlıklar çözülmüş değil.
Görüşmenin daha tehlikeli bir boyutu da vardı. Şi, Tayvan meselesini yeniden gündeme getirerek Washington’dan Tayvan’ın bağımsızlığına karşı çıkmasını ve konuyu ihtiyatla ele almasını istedi. Trump’ın ABD politikasında bir değişikliği kabul ettiğine ilişkin kamuoyuna açık bir işaret bulunmadı. Liderler ayrıca yapay zekâyı ve uluslararası krizleri görüştü; hükümetler bir yapay zekâ diyaloğu ile bu alandaki olaylara yönelik iletişim kanalı kurma konusunda anlaştı.
Bunların hiçbiri çatışma tehlikesini ortadan kaldırmıyor. Ancak iki tarafın kriz sırasında yanlış hesaplamaları önlemeye çalışabileceği doğrudan siyasi kanalları açık tutuyor.
Bakü, Tiflis ve Erivan neden dikkat etmeli?
İlk neden ticaret coğrafyasıdır. Orta Koridor; Çin ve Avrupa pazarlarını Orta Asya, Hazar Denizi, Azerbaycan ve Gürcistan üzerinden birbirine bağlıyor. Hükümetler ve şirketler, tedarik zincirlerini jeopolitik şoklara karşı daha dayanıklı kılacak alternatifler aradıkça bu güzergâhın önemi arttı.
Dünya Bankası’na göre yatırımlar ve verimlilik artışı, 2030’a kadar koridordaki seyahat sürelerini yarıya indirebilir ve ticaret hacmini üç katına çıkarabilir. Bankanın modellemesi ayrıca Azerbaycan, Gürcistan ve Kazakistan arasındaki ticaretin yüzde 37; bu ülkelerle Avrupa Birliği arasındaki ticaretin ise yüzde 28 artabileceğini öngörüyor.
Bu rakamlar otomatik olarak elde edilecek bir kazancı değil, bir fırsatı anlatıyor.
Washington ile Pekin ticaret çatışmasında yeni bir sert tırmanışı önleyebilirse şirketlerin yük taşımacılığını ve uzun vadeli altyapı yatırımlarını planlaması kolaylaşacak. Güney Kafkasya da bu akışlardan daha büyük pay alabilir. Çatışmanın şiddetlenmesi alternatif güzergâhlara talebi artırabilir; ancak aynı zamanda belirsizliği büyüterek yatırımcıları daha ihtiyatlı davranmaya zorlayacaktır.
Her iki senaryoda da bölgenin başarısı zirve söylemlerinden çok liman ve demiryollarının kapasitesine, sınır geçiş sürelerine, dijital gümrük sistemlerine ve öngörülebilir ticari kurallara bağlı olacak.
Meselenin siyasi boyutu da var. Washington, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ulaşım bağlantılarını genişletmeye yönelik girişimlerde rol oynarken Pekin de Avrasya ticaret güzergâhlarında stratejik çıkara sahip. Buna karşın zirveye ilişkin ne ABD ne de Çin açıklamasında Güney Kafkasya hakkında bir anlaşma yer aldı.
Bu nedenle Trump ile Şi’yi bölgenin geleceğine karar veren liderler gibi göstermek yanlış olur. Bu gelecek öncelikle Güney Kafkasya ülkeleri tarafından; barış, uygulanabilir anlaşmalar ve gerçekten işleyen ulaşım bağlantıları aracılığıyla şekillendirilmelidir.
Zirvenin bölge açısından değeri Beyaz Saray’daki fotoğraflarla ölçülemez. Asıl mesele, ABD ile Çin’in rekabetini ticaretin sürmesine izin verecek ve krizlerin çatışmaya dönüşmesini önleyecek sınırlar içinde tutup tutamayacağıdır.
Güney Kafkasya iki güç arasındaki ilişkiyi kontrol edemez. Ancak bunun sonuçlarına hazırlanabilir ve haritadaki konumunu yeni bir rekabet alanına değil, gelir ve iş birliği kaynağına dönüştürebilir.
Kaynaklar: Vesti Baku; Beyaz Saray; Çin Dışişleri Bakanlığı; Dünya Bankası.
Orijinal yazı: AZE.US.


